Hesap Kiralama Fiilinde Tutuklama ve Cezai Sorumluluk: Anayasa Mahkemesinin Olcay Özçelik Kararı ve TCK m. 158/4 Işığında Değerlendirme – YA017

Banka hesabını veya kartını para karşılığında ya da güvenle başkasına kullandıran kişiler, nitelikli dolandırıcılık soruşturmalarında sıklıkla şüpheli ve sanık konumuna düşmektedir. Anayasa Mahkemesi, 16/10/2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Olcay Özçelik kararında (B. No: 2024/31038, K.T. 04/03/2026), hesap bilgilerini 500-600 TL karşılığında paylaşan başvurucunun “katalog suç” gerekçesiyle tutuklanmasını kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali saymıştır. Mahkemeye göre nitelikli dolandırıcılık, CMK m. 100/3’te sayılan katalog suçlar arasında değildir; bu nedenle mahkeme kaçma veya delil karartma tehlikesini kendiliğinden varsayamaz, somut olgularla göstermek zorundadır. Aynı dönemde 7589 sayılı Kanunun 13. maddesiyle TCK m. 158’e eklenen dördüncü fıkra, dolandırıcılığa iştirakin hesap veya ödeme aracı bilgilerini vermekle sınırlı olması halinde cezanın yarı oranında indirilmesini öngörmüştür (RG 31/07/2026). Bu makale, tutuklama aşamasında AYM ölçütlerinin nasıl ileri sürüleceğini, hesap sahibinin müşterek fail, yardım eden veya suçsuz kabul edileceği ayrımını ve yeni indirim hükmünün derdest ve kesinleşmiş dosyalara etkisini, Yargıtay içtihatları ve doktrin ışığında incelemektedir.

Bilirkişi Raporuna İtiraz Edilmemesi Usuli Kazanılmış Hak Doğurur mu? Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun İçtihat Değişikliği – YA016

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 06/05/2026 tarihinde aynı gün verdiği beş kararla, bir tarafın bilirkişi raporuna süresinde itiraz etmemesinin ve bu rapora göre ıslah ya da talep artırımı yapmasının karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak doğurmayacağını kabul etmiştir (Yargıtay HGK, E. 2025/180, K. 2026/294, T. 06/05/2026 ve aynı tarihli seri kararlar). Kurula göre bilirkişi raporu ancak açık, kayıtsız ve şartsız bir kabul beyanıyla tarafı bağlar; sessiz kalmak kabul anlamına gelmez. Bu kararlar, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin iş kazası tazminat davalarında uzun süredir uyguladığı ve Hukuk Genel Kurulunun 18/02/2021 tarihli kararında da benimsenen yaklaşımı terk etmektedir. Değişikliğin dayanağı, Anayasa Mahkemesinin 21/12/2023 tarihli Ahmet Özgan ve Şule Özgan ile İsmail Tuncel kararlarıdır. Anayasa Mahkemesi bu kararlarda, kanunda karşılığı olmayan bir içtihadi kuralla maddi hakkın ortadan kaldırılmasını mahkemeye erişim hakkının ihlali saymıştır. Öte yandan Kurul aynı gün, istinaf dilekçesinde ileri sürülmeyen tazminat miktarı yönünden usuli kazanılmış hakkın doğduğunu kabul etmiştir (Yargıtay HGK, E. 2025/758, K. 2026/297, T. 06/05/2026). Bu makale yeni içtihadın kapsamını, sınırlarını ve davacı ile davalı vekilleri için pratik sonuçlarını incelemektedir.

Süresiz Yoksulluk Nafakasının İptali: Anayasa Mahkemesi Kararı ve Geçiş Dönemi Sorunları – YA015

Anayasa Mahkemesi, 30.09.2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan kararıyla 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 175/1 hükmünde yer alan “süresiz olarak” ibaresini Anayasa’nın 2., 5. ve 17. maddelerine aykırı bularak iptal etmiştir. İptal hükmü yayımdan dokuz ay sonra, 30.06.2027 tarihinde yürürlüğe girecektir. Karar yoksulluk nafakası kurumunu ortadan kaldırmamış; nafakanın hiçbir ölçüt gözetilmeksizin süresiz olarak hükmedilmesini anayasaya aykırı bulmuştur. Mahkeme, hâkime nafakanın süresini evliliğin süresi, nafaka alacaklısının yaşı, eğitim ve sağlık durumu ile geçimini kendi imkânlarıyla sağlama kapasitesine göre belirleme yetkisinin tanınmasını; süresiz nafakayı gerektiren hâllerin ise kanunda açıkça gösterilmesini gerekli görmüştür. Bu makale, kararın gerekçesini, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin süre sınırlamasını kanuna aykırı sayan uygulamasını, yürürlüğü ertelenen iptal kararının derdest boşanma davalarına etkisini ve kesinleşmiş nafaka hükümlerinin durumunu incelemekte; nafaka alacaklısı ve nafaka yükümlüsü bakımından geçiş döneminde izlenebilecek yolu ortaya koymaktadır.

Dava Şartı Arabuluculukta Son Tutanağın İspat Gücü: İşe İade Davalarında Aşırı Şekilcilik Yasağı – YA014

İş uyuşmazlıklarında dava açmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır (7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 3/1). Uygulamada bu şartın gerçekleşip gerçekleşmediği, arabuluculuk sonunda düzenlenen son tutanağın içeriğine göre belirlenmekte; Yargıtay, 02.06.2018 tarihinden sonraki başvurularda son tutanakta uyuşmazlık konularının açıkça yazılmasını aramaktadır. Anayasa Mahkemesi, 21.09.2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Ulaş Özel kararında bu içtihadın bir adım ötesine geçen bölge adliye mahkemesi uygulamasını denetlemiştir: Son tutanakta “işe iade”, “boşta geçen süre” ve “işe başlatmama tazminatı” kalemleri yazılı olmasına rağmen başvuru formundaki işe iade kutucuğunun işaretlenmemiş olmasına ve tutanaktaki bir kısaltmaya dayanılarak işe iade davasının usulden reddi, mahkemeye erişim hakkını ihlal eden aşırı şekilci bir yorumdur. Bu makale, kararı Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2024–2026 tarihli kararları, Hukuk Genel Kurulunun 21.01.2026 tarihli kararı ve Anayasa Mahkemesinin Estetik Yayıncılık kararıyla birlikte incelemekte; son tutanağın hangi ölçüde belirleyici olduğunu, hangi eksikliklerin dava şartını ortadan kaldırdığını ve arabuluculuk sürecinde alınması gereken önlemleri ortaya koymaktadır.

Ceza Muhakemesinde Aleyhe Değiştirme Yasağının Kapsamı: Suç Vasfı, Ceza ve Cezanın Diğer Sonuçları – YA013

Aleyhe değiştirme yasağı, ceza davasında yalnız sanık lehine kanun yoluna başvurulmuşsa yeniden verilen hükmün önceki hükümle belirlenmiş cezadan daha ağır olamayacağını ifade eder (5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 283, 307/5). Yasağın kapsamı uygulamada uzun süredir tartışmalıdır: Yargıtay yasağı yalnızca cezanın tür ve miktarıyla sınırlı tutmakta, suç vasfının aleyhe değiştirilmesini ve buna bağlı infaz, zamanaşımı ve hak yoksunluğu sonuçlarını yasağın dışında bırakmaktadır. Şanlıurfa 1. Çocuk Mahkemesi, bu dar yorumun sanığı kanun yoluna başvurmaktan caydırdığı gerekçesiyle CMK m. 283’ün iptalini istemiş; Anayasa Mahkemesi 25.06.2026 tarihinde oy birliğiyle itirazı reddetmiş ve karar 18.09.2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Mahkemeye göre güvencenin kapsamını belirlenen ceza ile sınırlı tutmak kanun koyucunun takdir yetkisi içindedir ve Anayasa, hükmün ceza dışı sonuçlar yönünden de sanık aleyhine hiçbir sonuç doğurmamasını zorunlu kılmaz. Bu makale, kararı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.04.2026 tarihli “suç vasfı–nitelikli hâl” ayrımıyla ve doktrindeki genişletici görüşlerle birlikte inceleyerek sanık lehine istinaf ve temyiz başvurularında izlenmesi gereken stratejiyi ortaya koymaktadır.

İdari Yargıda Dilekçe Ret Kararı Sonrası Dava Açma Süresi ve Kanun Yararına Temyizin Sınırları – YA012

İdari yargıda dava dilekçesinin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) m. 3 ve 5’e aykırı bulunması hâlinde dilekçe reddedilir ve davacıya otuz gün içinde yenileme imkânı tanınır (İYUK m. 15/1-d). Kanun, yenilenen davada dava açma süresinin hangi tarihe göre hesaplanacağını açıkça düzenlememiştir. Danıştay’ın yerleşik uygulaması, süresinde verilmiş ilk dilekçenin tarihini esas almaktadır. Buna rağmen bir bölge idare mahkemesi, dilekçe ret kararının varlığını tartışmaksızın yenileme tarihini esas alarak davayı süre aşımından kesin olarak reddetmiş; Danıştay 6. Dairesi bu kararı 22.06.2026 tarihinde kanun yararına bozmuş ve karar 15.09.2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Aynı kararda Danıştay Başsavcılığının, kanun yararına bozmanın tarafların hukuki durumunu değiştirmemesini öngören İYUK m. 51/2’nin Anayasa Mahkemesine götürülmesi talebi reddedilmiştir. Bu makale, dilekçe reddi sonrası süre hesabına ilişkin kuralı, kanun yararına temyizin işlevini ve sınırlarını, konuya ilişkin güncel içtihat ve doktrin görüşlerini inceleyerek avukatların izlemesi gereken usul stratejisini ortaya koymaktadır.

İstinaf Mahkemesinin Bozma Yetkisinin Sınırları: 7571 Sayılı Kanun Sonrası CMK m. 280 ve Yetkisiz Bozma Kararlarının Hükümsüzlüğü – YA011

Ceza muhakemesinde bölge adliye mahkemesi kural olarak bir “bozma mahkemesi” değil, gerektiğinde duruşma açarak davayı yeniden gören ve hükmü kendisi kuran bir “ıslah mahkemesi”dir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m. 280/1-e ve f bentleri, istinafın bozma kararı verebileceği hâlleri sınırlı olarak saymıştır. Buna rağmen uygulamada bölge adliye mahkemelerinin eksik araştırma, delil takdiri veya hesap hatası gibi gerekçelerle dosya üzerinden bozma kararı verdiği görülmektedir. Anayasa Mahkemesi 2025 yılında bu uygulamanın mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine karar vermiş; Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 03.06.2026 tarihli kararıyla kanuni dayanağı bulunmayan bozma kararlarının ve bunlara dayanan ilk derece hükümlerinin “hükümsüz” sayılacağını oy birliğiyle yinelemiştir. 7571 sayılı Kanunla 25.12.2025 tarihinde yapılan değişiklik, gerekçesizlik ve savunma hakkının kısıtlanması hâllerini de bozma sebebi hâline getirmiş, ancak maddi meseleye ilişkin bozma yasağını değiştirmemiştir. Bu makale, güncel içtihat ve doktrin ışığında istinafın bozma yetkisinin sınırlarını, yetkisiz bozmanın hukuki sonucunu ve avukatların izlemesi gereken kanun yolu stratejisini ortaya koymaktadır.

Konut ve Çatılı İş Yeri Kiralarında Kira Bedelinin Belirlenmesi: Tespit ve Uyarlama Davaları – ÖZEL MAKALE/Gizem Nur GÜNAYDIN

ÖZET: Kira sözleşmeleri, günümüzde barınma ve çalışma gibi temel ihtiyaçlara yönelik olması ve etkilerinin belirgin biçimde hissedilebilmesi sebebiyle hukuki müdahalenin en yoğun olduğu alanlardan biridir. Son yıllarda değişen ekonomik şartlar, meydana gelen enflasyonist dalgalanmalar ve piyasa koşullarındaki hareketlilikler sebebiyle kira sözleşmeleri, sözleşmeler hukukunun temel dayanaklarından biri olan “pacta sunt servanda (ahde vefa)” ilkesi ile bazı“Konut ve Çatılı İş Yeri Kiralarında Kira Bedelinin Belirlenmesi: Tespit ve Uyarlama Davaları – ÖZEL MAKALE/Gizem Nur GÜNAYDIN” yazısının devamını oku

İş Uyuşmazlıklarında İhtiyari Arabuluculuk Süreçlerinin Hukuki Güvenliği ve Geçersizlik Halleri (YARGITAY 9. HD Kararlarına Göre) – YA010

Türkiye’de uyuşmazlık çözüm yöntemleri, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (HUAK) ve sonrasında 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile köklü bir transformasyon geçirmiştir. İş hukukunun temel direği olan “işçinin korunması” ilkesi, arabuluculuk müessesesinin bu alandaki uygulamalarında en hassas denge unsurunu oluşturmaktadır. İhtiyari arabuluculuk, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarını“İş Uyuşmazlıklarında İhtiyari Arabuluculuk Süreçlerinin Hukuki Güvenliği ve Geçersizlik Halleri (YARGITAY 9. HD Kararlarına Göre) – YA010” yazısının devamını oku

Trafik Kazalarında Kusur Dağılımı ve Alkollü Sürüşte Tazminat Sorumluluğu (Münhasırlık Şartı) Nasıl Değişir? – YA009

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu (KTK), işletenin sorumluluğunu “tehlike sorumluluğu” esasına dayandırmıştır. KTK m. 85 uyarınca, bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne, yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, işleten ve teşebbüs sahibi doğan zarardan müteselsilen sorumlu tutulur. Ancak bu sorumluluk mutlak olmayıp, kusur dağılımı ve illiyet bağı gibi unsurlarla şekillenir. Hukuk davalarında“Trafik Kazalarında Kusur Dağılımı ve Alkollü Sürüşte Tazminat Sorumluluğu (Münhasırlık Şartı) Nasıl Değişir? – YA009” yazısının devamını oku