İş Uyuşmazlıklarında İhtiyari Arabuluculuk Süreçlerinin Hukuki Güvenliği ve Geçersizlik Halleri (YARGITAY 9. HD Kararlarına Göre) – YA010

Türkiye’de uyuşmazlık çözüm yöntemleri, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (HUAK) ve sonrasında 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile köklü bir transformasyon geçirmiştir. İş hukukunun temel direği olan “işçinin korunması” ilkesi, arabuluculuk müessesesinin bu alandaki uygulamalarında en hassas denge unsurunu oluşturmaktadır. İhtiyari arabuluculuk, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarını mahkeme dışı, hızlı ve gizli bir şekilde çözme iradesini temsil eder.

Ancak iş hukukunda, işçi ile işveren arasındaki ekonomik ve sosyal hiyerarşi, ihtiyari arabuluculuğun bir “hak arama yolu” olmaktan çıkıp, işverenin iş güvencesi hükümlerini ve emredici tazminat haklarını baypas etmek için kullandığı bir “muhasebeleştirme aracı” haline gelme riskini doğurmaktadır. Son dönem Türk yargı içtihatları, özellikle Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 2025/1578 E. ve 2025/1684 K. sayılı kararı ile Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2025/9390 E. ve 2026/1065 K. sayılı kararları, bu risklere karşı çok güçlü bir denetim mekanizması geliştirmiştir.

İhtiyari arabuluculuk, bir dava şartı olmaksızın tarafların tamamen kendi rızaları ile başvurdukları bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir. 6325 sayılı Kanun uyarınca, yabancılık unsuru taşıyanlar da dahil olmak üzere, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri her türlü özel hukuk uyuşmazlığı bu kapsamdadır.

İş hukukunda tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri haklar genellikle mali nitelikteki alacaklardır. Bu kapsamda kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti, yıllık izin ücreti, hafta tatili ve genel tatil ücretleri gibi kalemler ihtiyari arabuluculuğa elverişlidir. Buna karşın, iş kazası veya meslek hastalığından doğan maluliyet oranının tespiti veya SGK primlerine ilişkin uyuşmazlıklar kamu düzenini ilgilendirdiği için arabuluculuğa elverişli değildir.

Prof. Dr. Nuri ÇELİK, İş Hukuku Dersleri (Beta Yayıncılık) kitabında, işçinin vazgeçemeyeceği hakların (emredici hükümler) arabuluculuk masasında bir pazarlık konusu yapılmasının sınırlarını çizerken, uyuşmazlık doğduktan sonra tarafların serbest iradeleriyle bir miktar üzerinde anlaşmalarının hukuken geçerli olduğunu vurgulamaktadır. Ancak bu irade beyanının sıhhati, sürecin nasıl yürütüldüğü ile doğrudan ilintilidir.

İş hukukunda arabuluculuk süreçlerinin doğru yönetilmesi için aşağıdaki tablodaki temel farkların idrak edilmesi elzemdir:

Parametreİhtiyari ArabuluculukZorunlu (Dava Şartı) Arabuluculuk
Hukuki DayanakHUAK m. 1 7036 Sayılı Kanun m. 3
Başvuru ZamanıHer zaman (Dava açılmadan önce veya sonra) Dava açılmadan önce zorunlu
Arabulucu SeçimiTarafların ortak mutabakatı ile serbestçe Büro tarafından puanlama usulüyle atama
Süreç DinamiğiTamamen iradi, taraflar her an çekilebilir İlk toplantıya katılım zorunluluğu (mali yaptırım riskli)
Belgenin Gücüİcra edilebilirlik şerhi ile ilam niteliği kazanır İcra edilebilirlik şerhi ile ilam niteliği kazanır

Vaka Analizi: TEKİRDAĞ BAM 5. HD ve YARGITAY 9. HD Kararları

İncelenen somut olayda (Tekirdağ BAM 5. HD, 2025/1578 E., 2025/1684 K.), işçinin iş sözleşmesinin işveren tarafından 04.09.2024 tarihinde sona erdirildiği, aynı gün arabuluculuk başvurusu yapılarak yine aynı gün anlaşma tutanağının düzenlendiği görülmektedir. Bu durum, iş uyuşmazlıklarında “sahte” veya “şekli” arabuluculuk süreçlerinin prototipi niteliğindedir.

Somut Olayın Teknik Detayları

Olayda davacı işçinin 6 yıl 3 aydan fazla kıdem süresi bulunmaktadır. Aylık brüt ücreti 51.808,50-TL olarak tespit edilmiştir. Arabuluculuk tutanağı ile işçiye ödenmesi kararlaştırılan net tutar ise 156.058,70-TL’dir. Bu tutarın içinde kıdem, ihbar, fazla mesai, yıllık izin, hafta tatili, UBGT, kötüniyet tazminatı ve hatta iş kazası tazminatı gibi çok sayıda kalem yer almaktadır.

Mahkeme ve BAM tarafından yapılan incelemede, davacı tanığı L.B.’nin beyanları sürece ışık tutmuştur. Tanık, kendisi de dahil 6-7 kişinin aynı gün işten çıkarıldığını, aynı gün araba ile aynı arabulucuya götürüldüklerini ve sürecin bir dayatma ile yürütüldüğünü ifade etmiştir.

Mahkemenin Hukuki Gerekçesi ve İptal Nedenleri

Mahkeme, arabuluculuk tutanağının geçersizliğine hükmederken şu temel taşlarını yerleştirmiştir:

  1. Süreçteki Zamansal İmkansızlık: Fesih tarihi ile arabuluculuk işlemlerinin (başvuru, atama, davet, müzakere, tutanak) aynı gün içinde gerçekleşmesi, gerçek bir müzakere ortamının oluşmadığının en güçlü karinesidir.
  2. Müzakere Eksikliği: Arabuluculuğun temel amacı, mevcut bir uyuşmazlığın müzakere edilerek çözülmesidir. Somut olayda, alacak kalemlerinin daha önceden müzakere edildiği ispatlanamamış, süreç salt dava açılmasını engellemek amacıyla kullanılmıştır.
  3. Aydınlatma Yükümlülüğünün İhlali: Arabulucunun, sürecin sonuçları hakkında tarafları aydınlatma görevi (HUAK m. 11) kağıt üzerinde kalmış, fiilen uygulanmamıştır.
  4. Aşırı Yararlanma (Gabin): İşçinin 6 yıllık kıdemi ve yüksek ücreti dikkate alındığında, 156 bin TL’lik ödeme “oldukça orantısız” bulunmuştur. İşveren karşısında zayıf konumda olan işçinin bu durumu, aşırı yararlanma niteliğinde değerlendirilmiştir.

İş Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Geçersizlik Halleri

Arabuluculuk anlaşma belgesi, maddi hukuk anlamında bir borçlar hukuku sözleşmesidir. Dolayısıyla, bu belgenin geçerliliği 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) genel hükümlerine tabidir.

1. Aşırı Yararlanma (TBK m. 28)

İş hukukunda arabuluculuk tutanaklarının iptalinde en sık başvurulan gerekçe aşırı yararlanmadır. Bir sözleşmede tarafların edimleri arasında “açık bir orantısızlık” varsa ve bu orantısızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından, düşüncesizliğinden veya deneyimsizliğinden faydalanılmak suretiyle gerçekleştirilmişse, aşırı yararlanma söz konusudur. Tekirdağ BAM kararında, işçinin feshin şoku altındayken aynı gün masaya oturtulması “zor durumda kalma” ve “düşüncesiz hareket etme” kapsamında değerlendirilmiştir.

2. İrade Fesadı Halleri (Hata, Hile, Korkutma)

TBK m. 30-39 uyarınca, taraflardan birinin iradesi sakatlanmışsa, anlaşma belgesinin iptali istenebilir. İşçinin işten çıkarılma tehdidi altında veya haklarının tamamını alacağı söylenerek kandırılması (hile) durumunda, arabuluculuk tutanağı sıhhatini kaybeder.

3. Emredici Kurallara ve Ahlaka Aykırılık (TBK m. 27)

Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine veya kişilik haklarına aykırı olan arabuluculuk anlaşmaları hükümsüzdür. Örneğin, işçinin ileride doğacak iş kazası haklarından peşinen vazgeçmesi veya henüz hak kazanmadığı (fesih gerçekleşmeden) kıdem tazminatı için anlaşması bu kapsamda değerlendirilebilir.

Arabulucunun Aydınlatma Yükümlülüğü ve Etik Sorumluluğu

HUAK m. 11 uyarınca arabulucu, faaliyetin başında tarafları sürecin esasları, sonuçları ve özellikle anlaşma belgesinin ilam niteliği hakkında aydınlatmakla yükümlüdür.

Aydınlatmanın Kapsamı

Arabulucu sadece “İmzaladığınız bu belge mahkeme ilamı gibidir” demekle yetinmemelidir. İş uyuşmazlıklarında arabulucu;

  • İşçinin dava açma hakkının sona erdiğini,
  • Üzerinde anlaşılan tutarların feragat edilen hakları ne ölçüde karşıladığını (tarafsızlığı bozmadan),
  • Gerekirse bir avukattan hukuki yardım alabileceğini hatırlatmalıdır.

Tarafsızlık ve Eşitlik İlkesi

Arabulucu, taraflar arasında eşitliği gözetmekle yükümlüdür (HUAK m. 9). Eğer arabulucu, işverenin sürekli olarak çalıştığı bir isimse veya işçileri işverenin arabasıyla topluca ofisine getirip seri imzalar alıyorsa, tarafsızlık ilkesi ağır şekilde ihlal edilmiş demektir. Bu durum, arabulucunun disiplin sorumluluğunun yanı sıra tutanağın iptali sebebidir.

İhtiyari Arabuluculukta “Aynı Gün” Riski: Neden Kaçınılmalı?

Yargıtay ve BAM kararlarındaki ortak payda, “fesih ile aynı gün yapılan arabuluculuğun” hayatın olağan akışına aykırılığıdır.

Kronolojik İmkansızlık Tablosu

Bir günlük süreçte yapılması beklenen işlemlerin yoğunluğu, sürecin sıhhatini sorgulatmaktadır:

İşlem AdımıMakul Süre / BeklentiAynı Gün Uygulaması
Fesih Bildirimiİşçinin tebellüğ etmesi ve sindirmesiDakikalar içinde
Arabulucu SeçimiTarafların araştırıp mutabık kalmasıİşveren tarafından empoze
HazırlıkAlacak kalemlerinin hesaplanması (Bordro inceleme)Önceden hazırlanmış taslaklar
MüzakereTeklif ve karşı tekliflerin değerlendirilmesi“İmzala ve paranı al” dayatması
AydınlatmaArabulucunun tarafları bilgilendirmesiŞekli ve yetersiz

Bu tablo, yargının neden aynı gün yapılan işlemleri “müzakere yokluğu” ve “hak arama özgürlüğünün engellenmesi” olarak nitelediğini açıkça ortaya koymaktadır.

İş Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Anlaşma Belgesi ve İbraname

Doktrinde Prof. Dr. Sarper Süzek, İş Hukuku (Reta Yayıncılık) kitabında, arabuluculuk tutanağının bir ibraname olmadığını, ancak borcu sona erdirme etkisi bakımından benzer sonuçlar doğurduğunu belirtmektedir.

Temel Farklar

TBK m. 420’de düzenlenen ibraname şartları (yazılı olması, fesihten en az 1 ay sonra düzenlenmesi, banka aracılığıyla ödeme vb.) arabuluculuk tutanakları için doğrudan uygulanmaz. Ancak yargı, arabuluculuğun TBK 420’deki koruyucu hükümleri delmek için bir “maske” olarak kullanılmasına izin vermemektedir. Eğer arabuluculuk süreci, işçinin haklarını gerçekten müzakere etmediği, sadece ödeme belgesi niteliğinde bir kağıt olduğu bir yapıdaysa, bu belge “irade fesadı” veya “kanuna karşı hile” gerekçesiyle iptal edilir.

Anahtar Rehber: İhtiyari Arabuluculuğun Doğru Uygulama Adımları (“Altın Kurallar”)

Bozkurt Arabuluculuk ve Avukatlık Bürosu olarak, iş uyuşmazlıklarında ihtiyari arabuluculuk sürecini yönetecek meslektaşlarımıza ve işveren vekillerine şu “Altın Kuralları” önermekteyiz:

1. Hazırlık ve Zamanlama (Düşünme Süresi)

İş sözleşmesi feshedildikten sonra işçiye en az 2-3 iş günü “düşünme ve danışma süresi” verilmelidir. Fesih şoku altındaki işçinin attığı imza her zaman iptal riskine gebedir.

2. Arabulucu Seçiminde Şeffaflık

Arabulucu, işveren tarafından belirlenip işçinin önüne konulmamalıdır. Taraflara birkaç arabulucu ismi sunulmalı veya işçinin kendi tanıdığı bir arabulucuyu önermesine imkan tanınmalıdır.

3. Gerçek Bir Müzakere Ortamı Tesisi

Arabulucu, tarafları ortak toplantıda buluşturmalı, her bir alacak kalemini tek tek sormalıdır. “Kıdem tazminatı için ne kadar talep ediyorsunuz? İşverenin teklifi nedir?” gibi sorular tutanak öncesinde mutlaka sorulmalı ve bu tartışmaların yapıldığı tutanağın içeriğinden (satır aralarından) anlaşılmalıdır.

4. Teknik Hesaplama ve Şeffaflık

Anlaşma bedeli belirlenirken, işçinin son brüt ücreti, hizmet süresi ve kullanmadığı izinleri gibi veriler masaya yatırılmalıdır. Hesaplamalarda bariz hatalar veya büyük eksiklikler (örneğin 6 yıllık işçiye 1 yıllık kıdem ödenmesi) “aşırı yararlanma” iddiasını güçlendirir.

5. Avukat Desteğinin Teşviki

Özellikle yüksek tutarlı uyuşmazlıklarda, işçinin bir avukat vasıtasıyla temsil edilmesi veya en azından görüş alması, tutanağın hukuki zırhını kuvvetlendirir. Avukat huzurunda yapılan anlaşmalarda “irade fesadı” iddiası yargıtay nezdinde çok zor kabul görmektedir.

6. Ödeme Şekli

Anlaşma tutarının banka aracılığıyla, açıklama kısmına “Arabuluculuk Anlaşma Tutanağı Gereği” yazılarak ödenmesi, ifanın ispatı ve dürüstlük kuralı bakımından elzemdir.

Asıl İşveren – Alt İşveren İlişkilerinde Özel Durumlar

İş uyuşmazlıklarında asıl işveren ve alt işveren müteselsilen sorumludur. İhtiyari arabuluculukta sadece alt işveren ile anlaşılması, işçinin asıl işverene karşı dava açma hakkını tamamen kapatmayabilir.

7036 sayılı Kanun m. 3/15’te işe iade davaları için getirilen “birlikte katılım” kuralı, ihtiyari arabuluculukta da bir “güvenlik önlemi” olarak uygulanmalıdır. Eğer işçi tüm haklarını tasfiye etmek istiyorsa, her iki işverenin de arabuluculuk sürecinde taraf olarak yer alması en sağlıklı yoldur.

Sonuç ve Hukuki Değerlendirme

Tekirdağ BAM ve Yargıtay’ın güncel kararları, arabuluculuğun ruhuna aykırı, şekli ve baskıcı uygulamaların yargıdan döneceğini net bir şekilde ortaya koymuştur. Arabuluculuk, işverenin “borçtan kurtulma belgesi” (ibraname) değil, tarafların uyuşmazlığı ortak akılla çözdüğü bir “barış belgesi” olmalıdır.

İş hukukunda ihtiyari arabuluculuğun geçerli sayılabilmesi için;

  • Fesihten sonra makul bir sürenin geçmiş olması,
  • Arabulucunun aydınlatma görevini fiilen yerine getirmesi,
  • Taraflar arasında gerçek bir teklif-karşı teklif trafiğinin yaşanması,
  • Anlaşılan tutarın, işçinin yasal hakları ile kabul edilebilir (makul) bir denge içinde olması şarttır.

Bozkurt Arabuluculuk ve Avukatlık Bürosu olarak, müvekkillerimize ve meslektaşlarımıza tavsiyemiz; arabuluculuk tutanaklarını “hızlı biten bir formalite” olarak değil, “hukuki güvenliği sağlayan bir süreç” olarak görmeleridir. Bu rehberde belirtilen ilkeler çerçevesinde yürütülen bir ihtiyari arabuluculuk süreci, hem işçinin hakkına kavuşmasını sağlar hem de işvereni yıllarca sürecek belirsiz yargılama maliyetlerinden ve iptal risklerinden korur.

Hukuki uyuşmazlıkların çözümünde “dürüstlük” ve “şeffaflık”, en güçlü yasal kalkandır.

“İş Uyuşmazlıklarında İhtiyari Arabuluculuk Süreçlerinin Hukuki Güvenliği ve Geçersizlik Halleri” şeklinde oluşabilecek sorunlara en kısa şekilde yanıt bulmak için, alanında uzman arabulucu veya avukatın görüşüne başvurulabilir. *YA010

Yazar: Arb. Av. Cem BOZKURT (A.D.B.-18125/İst. Barosu-57555)

Trafik Kazalarında Kusur Dağılımı ve Alkollü Sürüşte Tazminat Sorumluluğu (Münhasırlık Şartı) Nasıl Değişir? – YA009

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu (KTK), işletenin sorumluluğunu “tehlike sorumluluğu” esasına dayandırmıştır. KTK m. 85 uyarınca, bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne, yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, işleten ve teşebbüs sahibi doğan zarardan müteselsilen sorumlu tutulur. Ancak bu sorumluluk mutlak olmayıp, kusur dağılımı ve illiyet bağı gibi unsurlarla şekillenir.

Hukuk davalarında ve sigorta uygulamalarında kusur, %100 üzerinden oransal bir dağılıma tabi tutulmaktadır.

Kusur OranıHukuki NiteliğiTazminat Durumu
%0 (Kusursuz)Kural ihlali bulunmayan taraf.Zararın tamamını karşıdan alır.
%25 (Tali)İkincil derecede kural ihlali.Zararın %75’ini talep edebilir.
%50 (Müşterek)Eşit oranda kural ihlali.Hasarın yarısını alır.
%75 (Asli)Birincil derecede sorumlu.Sadece %25 tazminat alabilir.
%100 (Tam)Tek başına kaza sebebi.Tazminat talep edemez.

KTK m. 84, trafiği temelinden sarsan ihlalleri asli kusur saymıştır:

  • Kırmızı ışık ihlali ve dur işaretine uymamak.
  • Taşıt giremez levhası bulunan yola girmek.
  • Arkadan çarpma (Takip mesafesi ihlali).

Prof. Dr. Ahmet ÇELİK, “Tazminat Hukuku Yazıları – I” (2025) eserinde, öndeki aracın “haklı bir sebep olmaksızın aniden durması” durumunda arkadan çarpanın kusurunun azalabileceğini belirtmektedir.

Alkollü araç kullanımı KTK m. 48’de düzenlenmiştir. 2026 yılı itibarıyla yaptırımlar şöyledir:

İhlal Sırası2026 Para CezasıEhliyete El Konulma
Birinci Kez25.000,00-TL6 Ay
İkinci Kez50.000,00-TL2 Yıl
Üçüncü Kez150.000,00-TL5 Yıl
Test Reddi150.000,00-TL5 Yıl

Alkol miktarı 1.00 promilin üzerine çıktığında, TCK m. 179/3 uyarınca “Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçu” oluşur ve 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezası söz konusu olur.

Sigorta şirketleri, üçüncü kişilere ödediği tazminatı kendi sigortalısına rücu ederken “münhasırlık” şartını ispatlamalıdır.

Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre, rücu hakkı için kazanın münhasıran (salt) alkolün etkisiyle meydana gelmiş olması gerekir. Eğer kazanın oluşumunda yol kusuru, karşı tarafın hatası veya teknik arıza gibi dış etkenler rol oynamışsa, kaza “münhasıran” alkolden kaynaklanmamış sayılır ve rücu talebi reddedilir.

Yargıtay, münhasırlık tespiti için mutlaka bir nöroloji uzmanı, bir hukukçu ve bir trafik uzmanından oluşan heyet raporu aranmasını şart koşar. Nörolog; alkolün o kişinin reaksiyon süresini ve güvenli sürüş yeteneğini bilimsel olarak ne derece etkilediğini analiz eder.

Prof. Dr. Ahmet ÇELİK, “Tazminat Hukuku Yazıları – II – Güncel Konular” (2026) isimli eserinde, alkolün varlığı ile kaza arasında doğrudan bir illiyet bağının kurulması gerektiğini vurgular. ÇELİK’e göre, sürücü alkollü olsa dahi kaza karşı tarafın kırmızı ışık ihlali gibi ağır bir kusurundan kaynaklanıyorsa, alkollü sürücüye sadece bu sebeple kusur yüklenemez.

Prof. Dr. Rayegân KENDER’in temelini attığı ve Prof. Dr. Samim ÜNAN tarafından sürdürülen “Kender Sigorta Hukuku” (2025) kitabında, sigortacının rücu hakkının kanundan doğan bağımsız bir hak olduğu, ancak rizikonun gerçekleşmesi ile alkol kullanımı arasındaki nedenselliğin titizlikle incelenmesi gerektiği savunulur.

Bozkurt Arabuluculuk ve Avukatlık Bürosu olarak teknik ve hukuki değerlendirmemiz:

  1. İspat Yükü: Kazanın münhasıran alkol etkisiyle olduğunu ispat yükü sigortacıdadır.
  2. Yan Haklar: Kazada tam kusurlu ve alkollü olan taraf, araç değer kaybı talep edemez; aksine karşı tarafa ödenen değer kaybı kendisine rücu edilir.
  3. Müterafık Kusur: Yolcunun sürücünün alkollü olduğunu bilerek araca binmesi durumunda, TBK m. 52 uyarınca tazminattan indirim yapılır.

Trafik kazalarında alkol, idari ve cezai bir ihlal olsa da; tazminat hukukunda rücu imkanı ancak kazanın tek sebebinin alkol olduğu (münhasırlık) durumlarda doğar.

Bu tür davalarda bilimsel raporlar ve güncel Yargıtay içtihatları ışığında müvekkillere stratejik çözüm sunulması lazımdır ve bu hususta alanında uzman avukatın hukuki yardımına başvurmak mümkündür.

“Trafik Kazalarında Kusur Dağılımı ve Alkollü Sürüşte Tazminat Sorumluluğu (Münhasırlık Şartı) Nasıl Değişir?” şeklinde oluşabilecek sorulara en kısa şekilde yanıt bulmak için, alanında uzman avukatın görüşüne başvurulabilir. *YA009

Yazar: Arb. Av. Cem BOZKURT (A.D.B.-18125/İst. Barosu-57555)

<<DOLANDIRICILIK UYARISI>> Büromuz ve Arb. Av. Cem BOZKURT adıyla tarafınıza ulaşan kişi veya kişilere itibar etmeyiniz! – YA008

Son dönemde, bazı art niyetli kişiler tarafından, Bozkurt Arabuluculuk ve Avukatlık Bürosu ve/veya Arb. Av. Cem BOZKURT adı kullanılarak vatandaşlara telefon aramaları veya kısa mesajlar (SMS) yoluyla ulaşıldığı ve bu yolla para talep edildiği bilgisi tarafımıza ulaşmıştır.

Tarafımızca, herhangi bir borç, icra takibi veya ödeme talebi; vatandaşlara telefon çağrısı ya da mesaj (SMS) yoluyla iletilmez.

Tüm yasal işlemler, mahkemeler veya icra müdürlükleri aracılığıyla, PTT kanalıyla yapılan resmi tebligatlar yoluyla yürütülmektedir.

■ Hukuka uygun bir ödeme bildirimi, ancak 7201 sayılı Tebligat Kanununa uygun şekilde yapılmış yazılı belgeyle (icra emri/ödeme emri) mümkündür.

■ Bozkurt Arabuluculuk ve Avukatlık Bürosu ve/veya Arb. Av. Cem BOZKURT adı kullanılarak vatandaştan bireysel ödeme talep edilmesi söz konusu değildir.

■ Bozkurt Arabuluculuk ve Avukatlık Bürosu ve/veya Arb. Av. Cem BOZKURT adı kullanılarak resmi iletişim bilgileri dışında herhangi bir numaradan gelen telefon çağrısı ya da mesajlara (SMS) kesinlikle itibar etmeyiniz.

■ Tarafımızın bu tür girişimlerle hiçbir ilgimiz bulunmamaktadır.

■ Dolandırıcılık şüphesi taşıyan herhangi bir iletişimle karşılaşmanız halinde, lütfen en yakın Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluğa başvurunuz.

Tarafımıza ulaşmak için sadece internet sitemizde yer alan resmi iletişim kanallarını kullanınız.

Vatandaşların mağduriyet yaşamaması adına bu dolandırıcılık uyarısını önemle bildiririz.

Dolandırıcılığına karşı yasal başvuru aşamasında alanında uzman avukatın hukuki yardımına başvurmak mümkündür.

“<<Dolandırıcılık Uyarısı>>” ile karşılaşıldığında oluşabilecek sorulara en kısa şekilde yanıt bulmak için, alanında uzman avukatın görüşüne başvurulabilir. *YA008

Yazar: Arb. Av. Cem BOZKURT (A.D.B.-18125/İst. Barosu-57555)

Dijital Para Borsası Dolandırıcılığına Karşı Yasal Başvuru Yolu Nedir? – YA007

Dijital para borsası dolandırıcılığına karşı yasal başvuru yolunu kullanma imkanı; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun (TCK) “bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunun” düzenlendiği 158/1-f madde hükmü uyarınca adli başvuru makamlarına sunulacak suç duyurusu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) “haksız fiilden doğan borç ilişkilerinde genel sorumluluğu” düzenleyen 49/1 madde hükmü uyarınca hukuk mahkemelerinde açılacak alacak (eda) davası ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun (İİK) “para borcu ve teminat için ilamsız takibi” düzenleyen 42/1 madde hükmü uyarınca icra dairelerinde başlatılacak icra takibi olmak üzere, üç aşamada birlikte yürütülebilir.

Dijital para borsası dolandırıcılığı, her ne kadar adli vaka yönüyle TCK’nun 158/1-f madde hükmü uyarınca “bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçu” kapsamına girdiğinden soruşturulması şikayete bağlı olmayan bir suç tipi olsa da, adli başvuru makamlarını haberdar etmek amacıyla öncelikle yurt içinde yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına veya yurt dışında en yakın Türk Konsolosluğuna derhal suç duyurusu sunmak gerekir. Bu halde; dijital para borsası dolandırıcılığı şüphelisinin/lerinin, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) “Koruma Tedbirleri” başlıklı dördüncü kısmında yer alanlardan öncelikle yakalama ve gözaltı tedbirlerine başvurularak soruşturma makamı önüne getirilmesi ve ceza yargılaması vasıtasıyla cezalandırılması sağlanabilir.

Ceza yargılaması vasıtasıyla adli vaka yönüyle cezalandırılması sağlanacak dijital para borsası dolandırıcılığı failinin/lerinin fiili/leri, hukuk yargılaması önünde aynı zamanda hukuka aykırı bir eylem (haksız fiil) olarak nitelendirildiğinden; öncelikle dijital para borsası dolandırıcılığından oluşan maddi ve manevi zararların tazmin edilmesi için, TBK’nun 49/1 madde hükmü uyarınca “haksız fiilden doğan borç ilişkilerinde genel sorumluluk” kapsamında olmak üzere 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 105’inci maddesine göre hukuk mahkemelerinde alacak (eda) davası açılabilir. Bu şekilde; dijital para borsası dolandırıcılığı nedeniyle öncelikle uğranılan maddi ve manevi zararın tespiti ve tazmin edilmesi mümkün olabilir.

Ceza ve hukuk yargılamaları dışında, dijital para borsası dolandırıcılığından dolayı uğranılan ilk maddi kayıpların herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin defaten tazmini ve dijital para borsası dolandırıcılığı failinin/lerinin maddi kazançlarını yurt içinde veya yurt dışında yasa dışı yollardan kaçırmasını engellemek amacıyla öncelikle ve derhal İİK’nun 42/1 madde hükmü uyarınca “para borcu ve teminat için ilamsız takip” yoluyla dijital para borsası dolandırıcılığı failine/lerine karşı başta Türkiye’de yerleşik banka ve finans kuruluşları nezdinde olmak üzere uğranılan ilk maddi kayıplar dahilinde her çeşit haciz iş ve işleminin başlatılması temin edilebilir. Bu bakımdan; İİK’nun dokuzuncu bapının 257 ve 268 madde hükümleri arasında düzenlenen “ihtiyati haciz” yoluyla da dijital para borsası dolandırıcılığından dolayı uğranılan ilk maddi kayıpların çok daha hızlı şekilde giderilmesi imkanı bulunduğundan, dijital para borsası dolandırıcılığı mağdurunun takdirine bağlı olarak ayrıca başvurulacak bu yolla olabilecek en hızlı şekilde dijital para borsası dolandırıcılığı failinin/lerinin yasa dışı maddi kazançlarının önüne geçilebilir.

Dijital para borsası dolandırıcılığına karşı yasal başvuru aşamasında alanında uzman avukattan danışmanlık alınması halinde; dolandırıcılık mağduru kişinin ilerleyen zamanda hukuki, cezai ve maddi sorunlar yaşaması önlenebilir.

Dijital para borsası dolandırıcılığına karşı yasal başvuru aşamasında alanında uzman avukatın hukuki yardımına başvurmak mümkündür.

“Dijital Para Borsası Dolandırıcılığına Karşı Yasal Başvuru Yolu Nedir?” şeklinde oluşabilecek sorulara en kısa şekilde yanıt bulmak için, alanında uzman avukatın görüşüne başvurulabilir. *YA007

Yazar: Arb. Av. Cem BOZKURT (A.D.B.-18125/İst. Barosu-57555)

Türk Ceza Yargılamasında Tutuklama Kararı Nasıl Verilir? – YA006

Türk ceza yargılamasında tutuklama kararı; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK), “Koruma Tedbirleri” başlıklı dördüncü kısmının ikinci bölümünün 100’üncü ve 108’inci maddeleri arasında düzenlenmiştir. Uygulanması veya uygulanmaması halinde şüpheli veya sanığın suçlu veya suçsuz olduğunu göstermeyen ve bu bakımdan bir çeşit “cezalandırma” yöntemi olarak da görülemeyecek bu koruma tedbiri, sıklıkla Türk ceza yargılaması pratiğinde aynı Kanunun 109’uncu ve 112’nci maddeleri arasında düzenlenen adli kontrol koruma tedbirinin daha ağırı veya alternatifi olarak da görülmektedir.

Tutuklama kararı, ilgili Kanunun 100’üncü maddesi uyarınca şüpheli veya sanık hakkında verilebilir. Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya resen mahkemece karar verilir (CMK 101/1).

Tutuklama kararı verilebilecek haller aşağıdaki şekilde birlikte sayılır.

■Kuvvetli suç şüphesinin varlığı (CMK 100/1).

■Ve öngörülen bir tutuklama nedeninin varlığı (CMK 100/1);
–Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular (CMK 100/2-a).
–Şüpheli veya sanığın davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme; tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe (100/2-b).

■Ayrıca öngörülen bir tutuklama nedeninin de mevcut olup olmadığına bakılmaksızın ilgili Kanunda özel olarak sayılan (katalog) suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı (CMK 100/3).

Tutuklama kararı verilemeyecek (tutuklama yasağı bulunan) haller aşağıdaki şekilde sayılır.

■İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya koruma tedbiri ile ölçülü olmaması (CMK 100/1).

■Soruşturma veya kovuşturmanın ilgili Kanunda öngörülen ve sadece adli para cezası gerektiren suçlar hakkında olması (CMK 100/4).

■Soruşturma veya kovuşturmanın ilgili Kanunda öngörülen ve vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler hariç olmak üzere hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlar hakkında olması (CMK 100/4).

Tutuklama kararında; kuvvetli suç şüphesini, tutuklama nedenlerinin varlığını ve tutuklamanın ölçülü olduğunu gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Tutuklama kararının içeriği şüpheli veya sanığa yazılı ve sözlü olarak bildirilir. Tutuklama kararı istenildiğinde, şüpheli veya sanığın avukatının yardımı sağlanır. Tutuklama kararı verilmezse şüpheli veya sanık derhal serbest bırakılır. Tutuklama kararına itiraz edilebilir (CMK 101/2-5).

Tutuklama kararı istenilmesi aşamasında alanında uzman avukattan danışmanlık alınması halinde; hem şüpheli veya sanığın hem de katılan, suçtan zarar gören veya malen sorumlu kişinin ilerleyen zamanda hukuki, cezai ve maddi sorunlar yaşaması önlenebilir.

Şüpheli veya sanık açısından tutuklama kararına muhatap olunması aşamasında alanında uzman avukatın hukuki yardımına başvurmak mümkündür.

“Türk ceza yargılamasında tutuklama kararı nasıl verilir?” şeklinde oluşabilecek sorulara en kısa şekilde yanıt bulmak için, alanında uzman avukatın görüşüne başvurulabilir. *YA006

Yazar: Arb. Av. Cem BOZKURT (A.D.B.-18125/İst. Barosu-57555)

Pandemi/Covid-19 Nedeniyle İşçi ve İşveren Nasıl Etkilenir? – YA005

Yeni tip “Corona Virus” veya Covid-19 olarak bilinen solunum yolu bulaşıcı hastalığı, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’nün 9 Mart 2020 tarihli raporuna göre 100’den fazla ülkede 109 bin teyit edilmiş küresel vakayla kayıtlara geçmiştir. DSÖ, Covid-19 için 2 Mart 2020 tarihinde küresel risk seviyesini “çok yüksek” seviyesine çıkarmış; ayrıca “Uluslararası Kamu Sağlığı Acil Durumu”/pandemi ilan edilmiştir. Pandemi/Covid-19 gibi ulusal ve uluslararası kriz durumlarında pek çok hukuki sorun ortaya çıkmaktadır.

İşçi ve işveren açısından bu sorunların muhtemel kaynağı ve başta 4857 sayılı İş Kanunu ile yerleşik Yargıtay içtihatları kapsamında çözümleri aşağıdaki şekilde sayılabilir.

■İşveren, salt kendi inisiyatifi ile iş yerinde çalışmaya ara verilmesine karar vermişse;
–İşçinin ücretini ödemeye devam etmelidir.

■İşveren, kamu/devlet otoritesinin teşviki veya tavsiyesi ile iş yerinde çalışmaya ara verilmesine karar vermişse;
–İşçinin onayını alarak ücretsiz izin kullandırmak,
–Şartları mevcutsa işçiye ücretli/yıllık izin kullandırmak,
–İşin doğasına uygunsa işçiyi uzaktan çalışmaya başlatmak,
–4 (dört) ay içerisinde ek ücretsiz telafi çalışmasına başlatmak kaydıyla işi tatil edip işçinin normal ücretini ödemeye devam ederek telafi çalışmasını uygulamak,
İmkanları dışında işçinin ücretini ödemeye devam etmelidir.

■İşveren, kamu/devlet otoritesinin zorlayıcı kararı ile iş yerinde çalışmaya ara verilmesine karar vermişse;
–İşçinin onayını alarak ücretsiz izin kullandırmak,
–Şartları mevcutsa işçiye ücretli/yıllık izin kullandırmak,
–İşin doğasına uygunsa işçiyi uzaktan çalışmaya başlatmak,
–4 (dört) ay içerisinde ek ücretsiz telafi çalışmasına başlatmak kaydıyla işi tatil edip işçinin normal ücretini ödemeye devam ederek telafi çalışmasını uygulamak,
–Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) kararıyla kısa çalışma ödeneği devreye alındığında şartlara uygun işçi için başvuru yaparak iş yerinde çalışma süresinin en az 1/3 (üçte bir) oranında azaltılması veya en az 4 (dört) hafta durdurulması halinde şartlara göre 3 (üç)-6 (ay) süreyle işçiye son 12 (on iki) aylık kazanç ortalamasının yüzde 60 (altmış)’ı oranında ücret ödenmesini sağlamak,
–Zorlayıcı kararın en fazla 1 (bir) haftalık süre ile sınırlı olması halinde iş sözleşmesini bu süreyle askıya alarak işçiye yarım ücret ödemek,
–Zorlayıcı kararın 1 (bir) haftadan uzun süreli olması halinde iş sözleşmesini haklı nedenle feshederek işçiye kıdem tazminatını ödemek,
İmkanları dışında işçinin ücretini ödemeye devam etmelidir.

Pandemi/Covid-19 nedeniyle iş sözleşmesinin etkilenmesi aşamasında alanında uzman avukattan danışmanlık alınması halinde; hem işçinin hem de işverenin ilerleyen zamanda hukuki, cezai ve maddi sorunlar yaşaması önlenebilir.

Güncel yasal düzenlemelerle pandemi/Covid-19 nedeniyle iş sözleşmesinin etkilenmesi aşamasında alanında uzman avukatın hukuki yardımına başvurmak mümkündür.

“Pandemi/Covid-19 nedeniyle işçi ve işveren nasıl etkilenir? İş sözleşmesi feshedilmeli midir?” şeklinde oluşabilecek sorulara en kısa şekilde yanıt bulmak için, alanında uzman avukatın görüşüne başvurulabilir. *YA005

Yazar: Arb. Av. Cem BOZKURT (A.D.B.-18125/İst. Barosu-57555)

Türk İdare Hukukunda Yetki Devri ve Vekaletin Farklılığı Nedir? – YA004

Türk idare hukuku içinde esas anlamda bir düzenleme konusu olmayan ve daha çok yargı kararları ile şekillenmiş olan yetki devri, Danıştay’a göre; “bir konuda karar almak, eylemde bulunmak veya emir vermek hakkını başkasına devretmek ve elde edeceği sonuçtan onu sorumlu tutmak” anlamına gelmektedir. Yetki devri ile kanunların açıkça öngördüğü haller kapsamında; üstün, yetkilerinin bir kısmını, belli bir süreyle kullanması için astına devretmesi söz konusudur. 1982 Anayasasının 6. maddesi kapsamında ve Danıştay kararları çerçevesinde ise “yetki”, bir kamu düzeni sorunudur; kanun koyucu tarafından kime verilmiş ise ancak o, bu yetkiyi kullanabilir ve yine kanunun açık izni olmadıkça yetkili makam veya merci yetkisini devredemeyecektir. Yetki devri kavramı, üstle astların daha verimli çalışmalarını sağladığı için kullanılması gereken bir yönetim tekniği olarak anlaşılmalıdır. Bununla birlikte üstün bizzat yaptığı bazı gündelik, basit işler için astlarını görevlendirmesi yetki devri olarak görülmemelidir. Ayrıca yetki devrinde, devredilen yetkiler, geri alınmadıkça, devreden tarafından kullanılamaz. Aksi halde, “yetki tecavüzü” söz konusu olur.

Önemli bir husus olarak; esas görevlisi bulunmadığından vekalet ile yönetilen makama yetki devri yapıldığını söylemek ise mümkün değildir. Zira vekaleten atanma mevzuatın öngördüğü usullere tabidir ve bu bakımdan daha kapsamlıdır. Diğer bir önemli husus da, idari makam ve kamu görevlisinin yetkilerinin tümünü devretmesinin yani “tam yetki devri” durumunun olanaksız olmasıdır. Bu yüzden devir yasağı bulunan yetkiler, kısmen dahi olsa devredilemezler.

Vekalet ise en anlaşılır haliyle, bir başkası adına hareket edebilmek için yetkilendirilmeyi ifade eder. Vekalette vekil, yetki devrinin aksine, asılın sahip olduğu karar alma ve imzalama dahil, bütün yetkileri kullanabilir. Vekalet etme bu bakımdan yetki devri ve imza yetkisinden daha kapsamlı fakat hizmetin gerektirdiği durumlarda “istisnai” olarak başvurulacak bir yoldur. Yetki devrinde kamu hizmetlerinin daha hızlı ve sağlıklı işlemesi amacı ön plana çıkarken, vekalet makamı daha çok kamu hizmetlerinin sürekliliği özelliğine yönelen bir uygulamadır. Bu nedenle vekil, yetkisini, kamu hizmetinin aksamasını önlemek amacıyla gündelik, rutin işlerle sınırlı olarak kullanmaya özen göstermelidir. Vekaleten atanma, o göreve asaleten atanma usulüne tabidir. Vekalet, kamu görevine ilişkin bir kadronun, ölüm, istifa, görevden alınma vb. nedenlerle sürekli yada izin, hastalık vb. nedenlerle geçici olarak boşalması gibi hallerde söz konusu olabilir. Yetki devrinde ise üstlerin, yoğun iş yüklerinden kısmen de olsa kurtulmak veya astların sorumluluk duygularının gelişmesine yardımcı olmak gibi amaçları söz konusudur.

Yetki devri ve vekaletin farklılıklarının araştırılması alanında uzman avukattan danışmanlık alınması halinde; ilerleyen zamanda hukuki ve cezai sorunlar yaşanması önlenebilir.

Yetki devri ve vekaletin farklılıklarının araştırılması alanında uzman avukatın hukuki yardımı ve takibine başvurmak mümkündür.

“Türk idare hukukunda yetki devri ve vekaletin farklılığı nedir? Yetki devri ve vekalet nasıl oluşur?” şeklinde oluşabilecek sorulara en kısa şekilde yanıt bulmak için, alanında uzman avukatın görüşüne başvurulabilir. *YA004

Yazar: Arb. Av. Cem BOZKURT (A.D.B.-18125/İst. Barosu-57555)

Türk Ceza Hukukunda Hırsızlık Suçunun Konusu Nedir? – YA003

Türk ceza hukukunda hırsızlık suçu; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun (TCK), ikinci kitabının “Kişilere Karşı Suçlar” başlıklı, ikinci kısmının, onuncu bölümünde 141. ile 147. maddeler arasında düzenlenmiştir. Malvarlığına karşı suçlar içinde yer alan bu suç tipi, ek olarak; dolandırıcılık, yağma, güveni kötüye kullanma gibi suç tipleriyle de yakın bağ içermektedir.

Hırsızlığın konusuna ilişkin olarak; hırsızlığın temel şekli ilgili Kanunda 141. maddenin 1. fıkrasında; “zilyedin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak amacıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Ancak Kanunun ilk halinde 2. fıkrada yer alan “ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de taşınır mal sayılır” hükmü 6352 sayılı Kanunun 105. maddesinde yürürlükten kaldırılarak “elektrik enerjisi” hırsızlık suçunun konusu olmaktan çıkarılmıştır. Hırsızlık suçunun konusu, “başkasına ait taşınır mal” olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yüzden konunun; “mal olması, taşınır ve başkasına ait halde bulunması” lazımdır. Taşınmaz mallar hırsızlık suçunun konusu olamazlar. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 762. maddesinde de “taşınır mülkiyetin konusu, nitelikleri itibariyle taşınabilen maddi şeyler ile edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen doğal güçlerdir.” tanımı yapılmıştır. Şu halde, “taşınır mal” kavramı; sabit olmayan, bir yerden başka götürülmesi mümkün her türlü eşya anlamına gelmektedir. Bir taşınmazdan sökülen veya sökülebilen şeyler de taşınır kavramına dahil bulunurlar. Yaşayan sahipli hayvanlar, mal olarak kabul edilirken, sahipsiz ve yabani hayvanlar suçun konusunu oluşturamazlar (TCK 151/2). Yaşayan insan vücudunun parçaları mal olarak hırsızlığa konu olamazlar iseler de kişiye ait kendine özgü parça kabul edilerek hırsızlığa bu şekilde konu olabilirler. Hukuk düzenin ilgisi çekecek miktara ulaşmayan misli eşyalar taşınabilir eşya olarak nitelendirilemezler. Bu hususta taşınır malın katı olması da lazım değildir. Gaz veya sıvı halde bulunabilir (TCK 142/3). Taşınır malın fiziki bir yapısı olmalıdır. Bu nedenle bir hak veya hizmet hırsızlığın konusu olmadığı gibi, yazılı hale getirilerek maddi yapıya kavuşmamış düşünce açıklamaları da hırsızlık suçunda mal sayılmazlar. Buna benzer olarak bilgisayar programları da tek başına taşınır mal sayılamazlar. Ancak bir CD, mal olarak sayılabilir. Banka veya kredi kartları da hırsızlık suçunun konusunu oluşturabilir. Zira söz konusu bu kartların eşya niteliğinin yanında ekonomik bir değeri de vardır. Ancak hırsızlık suçunun konusunu oluşturan her malın mutlaka iktisadi ve ekonomik bir değeri olması gerekmez. Sahibi için büyük manevi önemi olan mal da hırsızlık suçunun konusunu oluşturabilir. “Başkasına ait olma” unsuru da hırsızlık suçunun konusu bakımından önemlidir. Sahibi belli olmayan bir malın bulunduğu yerden alınması hırsızlık suçunu oluşturmaz. Müşterek veya iştirak halinde mülkiyete tabi mallar da hırsızlık suçunun konusunu oluşturabilir. Konunun fiilden etkileniş şekli ve derecesinde göre yapılan ayrım kapsamında hırsızlık, bir zarar suçudur. Çünkü bu suçun konusunu oluşturan taşınır eşya, el değiştirmek suretiyle fiilden somut olarak etkilenmekte ve bir zarara uğramaktadır.

Suç tiplerinin iç içe geçtiği adli vakalarda hırsızlık suçunun konusunun araştırılmasında alanında uzman avukattan danışmanlık alınması halinde; ilerleyen zamanda hukuki, cezai, maddi ve manevi sorunlar yaşaması önlenebilir.

Hırsızlık suçunun konusunun araştırılmasında alanında uzman avukatın hukuki yardımı ve takibine başvurmak mümkündür.

“Türk ceza hukukunda hırsızlık suçunun konusu nedir? Hırsızlık suçu başka hangi suç tipleri ile karıştırılabilir?” şeklinde oluşabilecek sorulara en kısa şekilde yanıt bulmak için, alanında uzman avukatın görüşüne başvurulabilir. *YA003

Yazar: Arb. Av. Cem BOZKURT (A.D.B.-18125/İst. Barosu-57555)

Kamu Hizmeti İmtiyaz Sözleşmesi Yapılma Usulü Nedir? – YA002

İmtiyaz; kamu idaresinin yükümlülüğünde bulunan bir kamu hizmetinin, özel hukuk kişisi tarafından işletilmesi anlamına gelir. İdari sözleşmelerin kapsamında yer alan kamu hizmeti imtiyaz sözleşmelerinde kamu hizmeti, bir özel hukuk kişisi tarafından kurulur ve işletilir. İmtiyaz sözleşmesi, taraflar arasında kurulan akit ilişkisine dayanır.

Kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesi ile ilgili mevzuat, bu tür sözleşmenin tek düzenlendiği kanun olan 576 sayılı Menafi Umumiyeye Müteallik İmtiyazat Hakkında Kanun kapsamında yer alır. Ancak bu kanun, değişen hukuki yapı ve ekonomik sistem içinde artık etkin olamamaktadır. Bununla beraber imtiyaz sözleşmesi Anayasada açıkça tanımlanmayıp, bunun Anayasa Mahkemesi ve Danıştay içtihatlarına bırakıldığı görülmektedir. Fakat esas olarak imtiyaz sözleşmesinin başlangıç aşamasında hangi usulle yapıldığını, Anayasanın değişik 155. maddesinin 2. fıkrasındaki şu ifadelerde kısmen görebiliriz; “Danıştay, davaları görmek, …kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri hakkında iki ay içinde düşüncesini bildirmek, …ve kanunla gösterilen diğer işleri yapmakla görevlidir.”. Yani, Danıştay’ın imtiyaz şartlaşma ve sözleşme tasarıları üzerindeki inceleme yetkisinin ve görevinin sadece görüş bildirme üzerine olduğu belirtilmiştir. İmtiyaz sözleşmesi yazılı olur. Ayrıca önceden hazırlanmış şartnamelere dayanmalıdır. Şartname ve sözleşme belgeleri, idarenin kendi iradesi ile belirlenir. Sözleşmeyi yapacak olan özel hukuk kişisi, bu sözleşmedeki hüküm ve şartları ya tamamen kabul etmek ya da tamamen reddetmek zorundadır. Bu açıdan imtiyaz sözleşmesi “katılma” biçiminde olur. İmtiyaz sözleşmesi nitelik itibariyle sözleşme içinde akdi ve düzenleyici hükümlere sahiptir. Düzenleyici hükümler idarenin tek taraflı iradesi ile değişime açıktır. Ancak akdi hükümler değildir. Bu açıdan imtiyaz sözleşmesinin karma yapıda olduğu söylenebilir.

İmtiyaz usulünün belli başlı, kabul edilmiş unsurları vardır. Bunlar; akdi unsur, konu unsuru, ücretlendirme unsuru ve imtiyazcının kendi kar ve zararına işletme unsuru olmak üzere sınıflandırılabilir. İmtiyaz, iki taraflı bir sözleşmeyle verilir ve ancak imtiyaz sözleşmesi ile kurulabilir. Anayasa Mahkemesi ve Danıştay, imtiyazın idari bir sözleşme olduğunu kabul eder. İmtiyaz sözleşmesinin konusu mutlaka kamu hizmeti ile ilgili olmalıdır. Bu sözleşme, hizmetten yararlananların ödedikleri ücretle finanse edilir. Bu ücretlendirme zorunlu olarak belli bir tarife üzerinden yapılır. Ayrıca imtiyazcı, sözleşme gereği kamu hizmetini gerçekleştirmek için tamamen kendi sermayesini kullanır. Kamusal mali desteğin verilmesi uygun görülmez.

Kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesinin devri yöntemi esas itibariyle bu sözleşmenin idari bir sözleşme olması ve yapılmasında kamu yararı bulunması lazım geldiği için, gerçekleştirilmesinde ihale yöntemi uygulanacağı söylenebilir. Ancak kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesi 4734 sayılı Kamu İhale Yasası ve 2886 sayılı Devlet İhale Yasasında açıkça yer almadığından, bu konuda mahkeme içtihatlarının yöntemin belirlenmesinde yol gösterici olduğu kabul edilebilir.

Kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesinin hazırlanması aşamasında alanında uzman avukattan danışmanlık alınması halinde; tarafların ilerleyen zamanda hukuki, cezai ve maddi sorunlar yaşaması önlenebilir.

Kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesinin imzalanması aşamasında alanında uzman avukatın hukuki yardımı ve refakatine başvurmak mümkündür.

“Kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesi yapılma usulü nedir? Kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesi nasıl olmalıdır?” şeklinde oluşabilecek sorulara en kısa şekilde yanıt bulmak için, alanında uzman avukatın hazırlayacağı sözleşme örneklerine başvurulabilir. *YA002

Yazar: Arb. Av. Cem BOZKURT (A.D.B.-18125/İst. Barosu-57555)

Kira Sözleşmesi Hakkında Bilinmesi Gerekenler Nelerdir? – YA001

Ev/iş yeri sahibi veya kiracı için fark etmeksizin; kira sözleşmesi hazırlama ve imzalama süreci her daim büyük önem taşımaktadır. Yürürlükte mevzuata göre güncel ve doğru şartlarla hazırlanmadan imzalanmış bir kira sözleşmesi, ilerleyen zamanda sözleşmenin her iki tarafı için de hukuki, cezai ve maddi sorunlara yol açabilir. Türk hukukuna göre kira sözleşmesinin nasıl hazırlanması gerektiği konusunda yasal hükümler; büyük oranda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 634 Sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu kapsamında düzenlenmiş olup, sözleşme tarafları için bilinmesi gereken temel bilgiler aşağıdaki şekilde sayılabilir.

■Sözleşmede kiralanacak mülkün adresi, cinsi ve mülk sahibinin kişisel bilgilerine eksiksiz olarak yer verilmelidir.

■Sözleşme imzalanırken evi/iş yerini kiralayan kişinin mülk sahibi; kiralayacak kişinin de kiracı adayı olduğundan emin olunması adına, sözleşmeye kimlik fotokopisi eklenmelidir.

■Dönemsel kira bedeli hem yazıyla hem de rakamla sözleşmede yer almalı ve kiranın hangi dönem aralıklarında ödeneceği net ifadelerle belirtilmelidir.

■Yasal hükümler gereği bulunması gereken oranın dışında kalan kira artış oranı ile ilgili bilgi mutlaka sözleşmede yazılı olmalıdır.

■Sözleşme imzalanırken depozito alınacaksa bu bedel de sözleşmede mutlaka yer almalı ve hangi koşullarda iade edileceği ya da edilmeyeceği açıkça belirtilmelidir.

■Yasal hükümler gereği belirli bir miktarın üzeri kira ödemelerinin banka ya da PTT vasıtasıyla ödenmesi zorunlu olduğundan, mülk sahibinin buna ilişkin bilgileri sözleşmede yazılı olmalıdır.

■Kiracının elektrik, su, doğal gaz vb. faturalarından sorumlu olmaması gibi mülk sahibi ve kiracının uzlaştığı özel koşullar varsa sözleşmeye dahil edilmelidir.

■Sözleşmesinin süresi, demirbaş listesi, başka tarafa kiraya verme veya verememe, kiracının evde/iş yerinde tadilat yaptırması, evde/iş yerinde sonradan meydana gelecek tesisat vb. arızalardan sorumluluk ve ilgili konular sözleşmede açıkça yazılı olmalıdır.

■Sözleşmede her iki tarafın ve varsa kefilin de ıslak imzası bulunması gereklidir.

■Sözleşme süresi dolduğunda herhangi bir başkaca yasal bildirime gerek kalmaksızın evin/iş yerinin tahliye edilmesi garanti altına alınmak isteniyorsa evi/iş yerini kiraya veren mülk sahibi ve kiracı arasında ayrıca tahliye taahhütnamesi imzalanması gereklidir.

Kira sözleşmesinin ve isteniyorsa tahliye taahhütnamesinin hazırlanması aşamasında alanında uzman avukattan danışmanlık alınması halinde; hem evi/iş yerini kiraya veren mülk sahibinin hem de kiracının ilerleyen zamanda hukuki, cezai ve maddi sorunlar yaşaması önlenebilir.

Güncel yasal düzenlemelerle kira sözleşmenin imzalanması (ve isteniyorsa noter) aşamasında alanında uzman avukatın hukuki yardımı ve refakatine başvurmak mümkündür.

“Kira sözleşmesi hazırlanırken bilinmesi gerekenler nelerdir? Kira sözleşmesi ve tahliye taahhütnamesi nasıl olmalıdır? Kira sözleşmesi ne şekilde imzalanmalıdır?” şeklinde oluşabilecek sorulara en kısa şekilde yanıt bulmak için, alanında uzman avukatın hazırlayacağı sözleşme ve taahhütname örneklerine başvurulabilir. *YA001

Yazar: Arb. Av. Cem BOZKURT (A.D.B.-18125/İst. Barosu-57555)